Aslında bu konuyu taa ocak ayında düşünmüştüm yazmak için, ne biliyim İstanbul'dan Syracuse'a dönerken bi anda aklıma gelivermişti ama bi türlü vakit mi bulamadım bilmiyorum.. Açıkçası o süreçte olan düşüncelerimi da tam olarak hatırlayabildiğim söylenemez...
Konumuz kahvaltı...
Sabah sevdiğin insanın yanında uyanmanın dışında, güne güzel başlamanın en güzel yolu...
Kahvaltı bence günün en güzel öğünü... Sağlık boyutuna bakarsak, iyi bir kahvaltı gün boyunca acıkmamak için önemli...Hem de enerji de veriyor. Ama kahvaltı gerçekten güzel bir öğün...
Aslında hiç aceleye getirilmemesi gerekiyor, o yüzden pazar kahvaltıları en güzel ya.. Hem de büyük....Uzun uzun kocaman kocaman yemek için pazar kahvaltısı birebir.
Kahvaltı güzel çünkü sabah uyandığında sevdiğin insanları görürsün sofrada..Genelde hep sevdiğin insanlarla yaparsın, sonuçta aynı evde uyanmışsındır... Zaten sevmediğin insana 'Gel, kahvaltı edelim' demezsin. Çay demlenmeden de oturulmaz..Çaysız hiç bir şey olmaz
Hafta içi bazen unutulur kahvaltı, uyku üstün gelir.Ama haftasonu uyku 'uyanma!' dese de bilinir ki uzun bir kahvaltı programı var. Hatta kahvaltı yapılacak diye uyku feda bile edilir çoğu zaman.
Sofranın olmazsa olmazları; Çay, Simit, Kızarmış ekmek, Tereyağ,Peynir, Bal, Reçel, Domates-Salatalık, Zeytin, Yumurta (Sucuklu, kaşarlı, sahanda, çırpılmış, omlet ya da menemen), biraz meyve, Süt, hadi bulunursa Kaymak da ekle.... ohhh misssssssss
Kahvaltı öylesine güzel işte... Hele sabah uyandığında annen çoktan her şeyi hazırlamış, 'Çay oldu, hadi kalk' diyorsa.. Ya da sevdiğinle geçirdiğin akşamın sonunda, sabah ilk gördüğün yüze 'Günaydın' demişken o kahvaltı başka olur.. Pazar ritüelinin bir başka güzel yanı da, kahvaltı sonrası herkes bir köşeye geçer, gazeteler okunur, okunanlar değiş tokuş edilir...
Güzel işte kahvaltı, hele de günlerden pazarsa.. Tek başına da güzel..Ya da daha doğrusu alıştım ben tek başıma yapmaya, hayal kura kura güzel oluyo, hayali sohbetlerle... Hiç yoktan iyidir...
Ailenle, sevdiğinle, arkadaşlarınla, yalnız ya da kalabalık bir sofrada, kahkahalar,sessizlikler ama hep bi mutluluk hep bi tatmin oluş... Güne daha güzel başlanamaz... =D
Beni bilenler bilir biraz takıntılıyımdır.. Bir şeyi sevdim mi
genelde bütün muhabbetim onun üzerine olur. Bugünlerdeki takıntım da TRT'nin
süper dizisi 'Leyla ile Mecnun'.
Dizi geçen sene
ilk çıktığında açıkçası pek seyretmemiştim... Tek nedeni oturup kafa yormam
gerektiği ve benim bunu yapmamam... Çünkü gülmek için dizinin her anını takip
etmek gerekiyor.. Bütünün dışında dizinin her bir anı ufak ufak komik. Ufak ufak değil aslında, o küçük anlar esas eğlence noktaları
Diziyi niye seviyorum? Aslında açıklaması çok zor.. Ama başka değerlendirmelerin ya da oyuncularının kendilerinin dediği gibi, bütün karakterler biraz çocuk.. Sanırım bu yüzden galiba...
Hepsi saçmalıyorlar, saflar, komikler... hepsi şahsına muhasır.. Çok samimi oldukları doğru ama hiç biri hayatımda olan insanlardan değil.. Sanki uzak bir masalın can bulmuş halleri. Bence dizinin bir bölümü bütün karakterlerin çocuk halleriyle yazılabilir... İnanın şu anki halinden pek bir farkı olmayacaktır. Seviyorum hepsini..
Bir de tabii ki dizideki detaylar ayrı bir konu... Dizi için 'hah' dediğim an ilk bölümde İskender'in araba teybini arabadan inerken yanına almasıdır...
Neyse, karaktereri tek tek sıralamayayım da esas noktama geleyim. İsmail Abi...
Sen nasıl bir şeysin ki, neşelenmek istediğimde koştuğum kişi sensin.. Tam bir Dalgacı Mahmutsun. İşin gücün, hepimiz için gökyüzünü boyamak... Rengarenk, pullu kıyafetlerinle..Sabah uyanırız, sen orada sahildesindir, beklersin. Deniz yırtıldı mı bilemeyiz, çünkü sen çoktan dikmişssindir onu.. Öyle haber vermeden düzeltirsin her şeyi.. Zaten nasılsa o kocaman gökyüzü, deniz senindir. Bence kuruyük gemisini değil de bizim için beklersin. Biz seni görelim de sana el sallayalım diye... Sen beklerken biz de bekleriz seninle ama seni bir gün görmesek ne yaparız bilmem... O kadar cansındır ki, sen hiç üzülme isteriz, bencilce biliyorum. Ama seni üzgün görmek dertlerimize dert katar, sen olmazsan nasıl düzeliriz o zaman...
Çalışman gerektiğini bilirsin de çalışmak istemezsin.. Bilinçlisin de..Sömürülmeye gelmezsin. Yol+yemek+sigorta yoksa baştan redderdersin...Ama bazen dara düşer 'Nabıcan, ekmek parası' dersin. Sizin aile de öyle böyle değil... Senin baban, annen, halan, dayın, büyük büyük dedelerindir seni bu kadar 'skillful' yapan..Üstünden gelemeyeceğin iş yok o yüzden.
Şekerpare'ni de beklersin. (beni bekle bence, sen bırak Şekerpare'yi) Bence gelmesin zaten. Bak Yavuz nasıl değişti sevdiği için. Sen şimdi işe de girersin falan Şekerpare gelince, olmaz öyle...
Saf ve çocuksu.. Yıllar sonra bile hep aynısın...Hem de biraz ruh eşimsin =D
Ben de senin gibiyim.. Çalışmam gerektiğini bilip de çalışmak istemem... Bir de ben de bekliyorum. Sen gemileri bekliyorsun, ben de bekliyorum işte bütün hayatımı... O yüzden yerin ayrı benim için =D
Tabii ki İsmail Abi'yi "İsmail Abi" yapan ona can veren Serkan Keskin.
Çok kızdım kendime onu daha önce niye fark etmedim diye. O hep görülen ama ismi bilinmeyen adamlardandı.. İsmail sağolsun 'Serkan Keskin' oldu... Gerçekten çok kızdım kendime.. O kadar fazla işte rol almış ki... Bulabildiğim kadar filmini izliyorum.. En azından onu sahnede seyretmişim, 2008 senesinde Tiyatro Festivali'nde hem de "Cesaret Ana ve Çocukları"nda seyretmişim, her ne kadar hangi rolde olduğunu hatırlamasam da.. Şu an kendisi fazlaca radarımda... Umarım bir daha seyredebilirim sahnede, İstanbul'a sezon dışında uğruyor olmak çok sıkıcı sırf bu yüzden...
Leyla ile Mecnun, geç bulduğum bi' tanecik göz ağrım.. O kadar ki Gülse Birsel ve 'Yalan Dünya' yı bile umursamaz oldum artık, ki bilen bilir ne kadar severim Gülse Birsel'i.. Ama Burak Aksak'ın kalemi iyimiş hacı... Tek rahatsızlığım, Leyla ile Mecnun'un birazcık fazla maskülen olması. Maskülen derken, dizideki kadın karakterler yan rollerde, onlar olmasa da bu dizi yıllarca gider. Leyla ile Mecnun diyince böyle güruh halinde gerine gerine yan yana yürüyen bütün erkek karakterler geliyor aklıma... O yüzden hala 'Gülseci' yim birazcık nolursa olsun.. Bir de kadın oyuncular gerçekten başarısız Leyla ile Mecnun'da.. Orijinal Leyla da dahil.. Bence yanlış cast seçimi var.. Erkekoyunculara baktığımızda hepsi 30 yaşın üstünde, öte yandan kasın oyuncular hep 20lerinde... (Anneler ve anneanne hariç, ha bi de Nurten) Ne biliyim daha tecrübeli oyuncuları seçselermiş kadın karakterler de güme gitmezdi diye düşünüyorum...
Blog taşıma durumundan dolayı bir kaç post 8 Şubat 2011'da yapılmış gibi dursa da bu işin miladı sanırım 2009 ekim'e dayanıyor!!! Tabii arada bazı blogları yok edip yeniden başladım, postlarımı sildim falan.... ama bi daha değişiklik yapmam gibi!!!!!
I do not claim any rights on images which i find through internet. If you are the owner and feel uncomfortable about your published images, please contact me, so I will remove images upon your request.