Cuma, Ağustos 26, 2011

Bağrı yanık dostlara

Demek ki neymiş, feta cheese canmış, beyaz peynirmiş o....Neymiş, yaban mersini unutulan kavunun yerini tutmuyomuş....Neymiş, rakı sigarasız gitmiyomuş..... Neymiş, Türk filmi seyretmek bünyeye iyi gelmiyomuş....Neymiş, İstanbul acayip özlenebiliyomuş.....Neymiş, .........................................................

Cumartesi, Ağustos 20, 2011

Picture yourself in a boat on a river

Bazı resimler var, garip bir şekilde çarpılıyorsunuz onlara... Belki herkesin bildiği tanıdığı eserler bunlar, belki de sizden başka pek bilen yok.

Var benim öyle sevdiğim bir kaç yapıt. Bence tek nedeni garip bir şekilde kendimi görür olmam o resimlerin içinde.

Bilmiyorum ya da merak ediyorum neler gizli acaba o anlarındaki hallerinde. Tıpkı Amelie filminde Renoir'ın 'Luncheon on the Boating Party' resminde o su içen kızın ne yaptığını merak eden adam gibiyim.

Beni ilk etkileyen resim Monet'in 'Woman with a parasol: Madame Monet and her son' resmi oldu.  Madame Monet'in bakışındaki anlamı hala çözmeye çalışıyorum. Ya biraz nazlı bir şekilde bakıyor, ya çok sıkılmış ya mahmur ama bence hüzünlü. Garip bir şekilde o hüznünü bana da geçiriyor. Sanki derdini delice anlatmak ister gibi, konuşmadan onu anlamamı istiyor. Elindeki şemsiyeyi iki eliyle sıkıca tutuyor olması sanki korunmaya olan ihtiyacını gösteriyor gibi...
Off bilmiyorum, ama hala merak ettiriyor bana pek çok şeyi...

Diğer bir resim de Caillebotte'un 'Paris: A Rainy Day' resmi. O resimde insanlar genelde ön sağ tarafta duran çifte dikkat ederler. Benim adamım ise ortada tek başına eli cebinde yürüyen adam. O kadar düşünceli ki, merak ediyorum nedir derdi diye. Acaba nereye gidiyor, ya da nereden geliyor. Gidiceği yerde onu ne bekliyor ki böyle düşünceli. Offf o da hep aklımda. Çözememek yoruyor beni ama merak etmekten alıkoyamıyorum kendimi bir türlü.

Tabii beni cezbeden bu iki insanda da neden şemsiye olduğu da ayrı bir soru. Şemsiye bir şeylerden korunma ihtiyacını hissettiriyor bana. Sanki onun altına saklanınca belki bir zarar gelmez. Hem kaplumbağanın evini sırtında taşıdığı gibi şemsiye de her an elimizin altında taşıyabiliceğimiz bir şey. Korunmak, ıslanmamak, yanmamak için....

İki resminde empresyonist olması gerçeği de var ama bunun nedenini pek çözemedim. Demek ki seviyorum ben onları. Monet, Caillebotte olsun, Renoir, Degas, Pisarro olsun. Müzikte de yine empreyonistler, Debussy ve Satie....

Bişi var onlarda, hem ruhuma iyi geliyor, hem de içine çekiyor.....

Pazartesi, Ağustos 15, 2011

Party in the usa...

Başlayalım artık değil mi? bu ilk yazım biraz uzun olucak olabilir ama okuyan olmıycağı için no problemo...

Efenim yolculuk maceramızdan başlayalım. Dubai aktarmalı geldim ben bu güzel yu es ey denen memlekete. Evet salak gibi önce 4 saat doğuya gittim sonra aynı yolu tekrar teperek 14 saat de dubaiden new york a uçtum. Bu meşaakatli yolculuk sırasında ne bir gecikme, ne bir erteleme, iptal hiç bişi yoktu. Türbülansa bilem girmedik.

Sonra biz new york a geldik. Otobüs terminaline gittik önce bi saat otobüs bekledik. Sonra 12 civarı otobüsümüz kalktı. Mutluyduk, saat 5- 5.30 gibi Syracuse de olucaz, eve gidicez, dinlenicez umutlarındaydık. Saat 2 civarı mola verdik. Ve orada kaldık....

Gerizekalı otobüs bozuldu. İlk bi saat çalışsın diye uğraştı adam olmadı. Sonra şirketi aradı başka otobüs gelsin diye.... Ve tam 3 saat sonra geldi o yeni otobüs.  Yani biz 4 saat bekledik orada.... Amerikadan ilk hoşgeldinim böyle olmuş oldu.

Neyse sonrasında sorun yoktu. Ev arkadaşım ve annesi bizi içeri almak için evdeydi. Beklediler tabii bizi onca saat.

Ev arkadaşım: kendisini sadece 1 saat görebildim. ama iyi birine benziyor... Zaten bütün evi yerleştirmişler.... doğru düzgün bişi almamıza gerek kalmadı. Tabak, tencere takımından, elektrik süpürgesine kadar her şeyi getirmişdurumda.... Çok iyi kız bence

Evim ve odam: Evimiz şirin. 4 katlı binanın en üst katında. Bütün apartman graduate öğrencileri. Tanışırız herhalde daha sonra. Karşımıza 2 kız taşındı ama tanışamadım daha..
Odam, hımmm kendisi birazcık küçük. Sabancı'nın tek kişilik odaları kadar, bir tane minnacık camım var ve odam kuzeye bakıyor... Bu durum bi tek benim odam için geçerli tabe. Roommie ciğimin odası salonumuzdan büyük, öyle diyim size. Ama pek şikayet edicek konumda değilim bu konuda çünkü kız evi buldu, her şeyi ayarladı yani ne diyeyim....
Odam güzel seviyorum ben, tek sorunum aşırı gıcırdayan yatağım. Değil üzerinde farklı aktiviteler yapmak olsun, uyurken dönerken ben bile çıkardığı gürültüye dayanamıyorum. Ne yapacağım bir meçhul bu konuda... Tek derdim bu olabilir gerçekten....

Syracuse: Dünyanın en gereksiz yeri. Gerçekten şehir demem ben buraya. Kasaba.. Şehir merkezinde hiç bişi yok. Otobüs saatleri çok seyrek. ama en azından alışveriş merkezlerine otobüs var. Bence bu da bişidir.

Yalnız insanlar çok leş. Yani amerikada gördüğüm en leş insanlar. Gördüğümüz her 10 insandan 7si abartısız obez.  Ayrıca hiç bi kişinin güzel giyindiğini görmedik yani... Garip bunlar ya... Misal bi amca var. Kendisi bize yardım etti o ayrı da onu gittiğimiz her alıiveriş merkezinde gördük. Bi de dertli, herkese her seferinde aynı cümlelerle aynı şeyi anlatıyo. Bunun 8 senelik bi sevgilisi varmış ama bundan bayağı para yürütmüş. Kadını savmış ama kadının ailesinin bi bölümü hala bunun evinde yaşıyomuş. Bu da 2 köpeğim var onları gezdiriyorum, geziyorum bütün gün en azından eve geldiğimde yemeğim oluyo diye kendini avutuyo işte.
Başka bir abi de otobüste yanında oturuyorum, saçların çok güzel diye muhabbete girdi ama o kadar alçak sesle konuşuyodu ki sadece gülümsemekle yetindim bi ara....
Bi de bi kaç gün üst üste aynı yerlere gidince falan, hep tanıdık yüzler görür oldum... Yakında kaynaşıcam şehir sakinleriyle sanırsam =D

Durum budur.... Yerleştik evime... Bi kaç gün NYC ye kaçıcaz, oradan da annemi uğurlayıp tek başıma dönücem Syracuse'a. Galiba asıl kabuslar ondan sonra başlıycak :/



Cuma, Ağustos 12, 2011

I love the smell of it!!!!

Amerika maceralarımı anlatırım da bir haftadır hatta daha uzuncadır aklımda bu konu onu yazmalıyım...

Koku önemli şeymiş yahu... =D

Olayın romantik ve idealize boyutuna girmiycem çünkü benim için tamamen fiziksel...
Öyle ki kendinizi  duygusal olarak bişi hissetmediğiniz kişinin üstüne atlama isteği ile bulabilirsiniz kendinizi... ki bende böyle vukuu buldu bu olay...
Kaldı ki zamanında da ( ki bu 16 yaşıma falan tekabül ediyo olabilir)  dişi bir arkadaşım o çok sevdiğim kokulardan birini sıktığında sarf ettiğim cümle ' iyi ki erkek değilsin şu anda' idi.
Koku derken aslında demek istediğim de parfüm... Biliyorum 'anamın kokusu, yavrumun kokusu' gibi kavramlar var da, beni benden alan parfümler kavramı da var...
Öyle sapıttım ki havaalanlarında duty freelerde gidip o parfümleri bulup üstüme sıktım, uçakta ara ara kokladım falan... Bayağı iyiyim yani..

Diyiceğim o ki, koku önemli, öyle böyle değil bayağı önemli, önemli, sapıtabiliyorum yani.....

Cuma, Ağustos 05, 2011

Leaving on a Jet Plane

Bundan 24 saat sonra, uçağım çoktan kalkmış olucak ve ben gitmiş olucam....
ama gelicem
o yüzden bu şarkıyla veda ediyorum....




Geride kalıp üzülüceğinizi düşünüyorsanız o zaman bu şarkı size...

Perşembe, Ağustos 04, 2011

Thriller

Ne zamandır yazıcam bir türlü vaktim olmadı.

Hep derim korkağım diye. Korkularım engeller beni, ne zaman bir şeyi yapmak istesem, arzulasam hep korkarım...

Geçen haftalarda dolgu yaptırıken diş doktorum bana devamlı 'iyi misin?' diye sordu. Tabii ki cevabım evetti. Tamam hiç acımadı o ayrı da ben hiç küçükken bile dişçiden korkmadım ki... O kocaman iğneyle anestezi yaparken bile gıkım çıkmazdı.

İlkokulda aşı günü herkes tırım tırım kaçıp, çığlıklarla ağlarken ben öğretmenin yanına gidip 'beni unuttunuz aşı olmadım ben' demiştim.

Ne biliyim işte hiç korkmadım ben doktordan, dişçiden. Ya da uçaktan veya yükseklikten. Ya da böcüklerden veya karanlıktan (yok bi ara çok küçükken korkuyodum da geçti).

O dişçi koltuğunda bunları düşündüm. Keşke benim de korkularım bunlar olsaydı diye....

Kaybetmekten, terk edilmekten, başarısız olmaktan, reddedilmekten, iğrenilmekten korkuyorum ben.....

Büyüdüğümü buradan anladım zaten. Çocuk korkularım yoktu artık, her şey daha karmaşık. Daha fazla içimdeki beni korkutuyor, daha da kabuğuna çekiyor.

Sırf bu korkular yüzünden bağlanmak istemiyorum hiç bir şeye ama en kolay yaptığım şey bağlanmak. Komiktir ki çok çabuk da vazgeçebiliyorum. Sırf terk edilmiyim, kaybetmiyim diye çekip gidebiliyorum, ya da gidebilicem bence....

Bir gün kalbimi birine açtığımda ki korkarım hiç bi zaman bu tamamen olmıycak, bir tarafım hala kabuğundan dünyaya minicik bir yerden seyredip bakıcak, o zaman bu şarkı çalsın istiyorum fonda....  Katie ciğimin en güzel şarkılarından biri ....