En iyi arkadaşım bir yazı yazdı, bir dergide yayınlanması için. Elbette ki bana okumam için, ne düşündüğümü söylemem için gönderdi..
Bu yazı, arkadaşımın yazdığına yorumum...
"Okudum ve çok rahatsız oldum. Çok öznel bir yorum yapıyorum ama bende yarattığı tepki bu. Beklemeyi, ummayı, hayatının merkezine koymuş biri olarak rahatsız oldum.
Beklenti, beklemek, ummak, hayal etmek.. Evet bazen dipsiz bi kuyu gibi ama gerçek denen şeyle yaşamaktan bin kat daha iyi.
Koskocaman, büyük bir yalan beklemek. Hiç inkar etmedim. İnsanın elini kolunu bağlar, evet dediğin gibi eylemsizdir.
Ama her gün yataktan kalkmamı sağlıyorsa, bazen durup dururken gülümsetiyorsa varsın yalan olsun, varsın gerçekleşmesin. O basit gülümseme hiç bir şekilde anlamsız değil, eğer beklediğin şey gerçekten gelmişse bir anlık olmaz zaten senin için...
Beklenti, umut, hayal.. bunların hiç biri hedef değil. Hedef ettiğin şey materyeldir; madalyadır, sertifikadır, yüzüktür. O yüzden indirgeyemezsin somuda umut etmeyi.
Beklentiyi düşük tutmak demişsin, ya da derler ya ''en az umduğun zaman bulur seni beklediğin.. Az da olsa umut vardır her ikisinde de..'Düşük'tür, ya da 'az'dır ama hep vardır.
Bu hafta (12.bölüm)şans o ya 'Şubat'ta da umuttan bahsettiler. Bak Aziz Bey ne demiş:
"Umut etmek bir insanın başına gelebilecek en kötü şeydir çünkü acıyı artırır" diyenler yanlış söylemişler. Umut acıyı artırmaz.Çünkü umut etmek son noktadır. Zaten o kadar acı çekiyosundur ki, yaşamak için elinde kalan tek şey umut etmektir. Ondan sonrası yoktur. Her şeye yeniden başlamak.. bu ihtimal insanı hayatta tuttar. Umut etmeyi aşağılayanlar yeniden başlayamaz. Onlar yeniden başlamaya cesaret edemeyen korkaklardır. Onlar dünyada iyiliğin bittiğini zannederler. Yanılırlar. Onlar umut etmeyi bırakanlardır. Beklediğinin gelmeme ihtimalini göze alma pahasına umut etmeye devam etmek...İşte bu yüzden hem bıçaktır hem yaradır umut etmek. Bıçağına kendi yaranı deşersin, eğer cesaretin varsa. Peki yarana bakmaya cesaretin var mı?Heh, yara işte o gerçeğin tam da kendisi. Umut eden bir yalanın, bir hayalin içinde yaşıyorsa zaten gerçeği çoktan idrak etmiş demektir, zaten gerçek her an peşindedir ki.
Elif Şafak'ın Aşk kitabından 33. ve 35. kural:
33) Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen bir hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömeleği tutan dışandaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil,hiçlik bilincidir.
35) Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı. Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla; insan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Beklemek tezatlığın tam da içinde yaşamaktır.Dediğin gibi elde hiçlikten başka bir şey yoktur. O hiçlik ve tezat, gerçekle hayalin, varla yokluğun arasında bir şey , bıçakla yaranın bir olması gibi. Ama o hiçlik tutar insanı işte ayakta, o tezatlık verir yaşama devam gücünü. Hayat bir 'zero-sum game' değil. Sırf çocuk oyunları değil, bütün hayat kazanan ya da kaybedenin olmadığı bir oyun. Beklemek de bu belirsizliğin içinde daha büyük bir belirsizlik.