Bazı resimler var, garip bir şekilde çarpılıyorsunuz onlara... Belki herkesin bildiği tanıdığı eserler bunlar, belki de sizden başka pek bilen yok.
Var benim öyle sevdiğim bir kaç yapıt. Bence tek nedeni garip bir şekilde kendimi görür olmam o resimlerin içinde.
Bilmiyorum ya da merak ediyorum neler gizli acaba o anlarındaki hallerinde. Tıpkı Amelie filminde Renoir'ın 'Luncheon on the Boating Party' resminde o su içen kızın ne yaptığını merak eden adam gibiyim.
Off bilmiyorum, ama hala merak ettiriyor bana pek çok şeyi...
Diğer bir resim de Caillebotte'un 'Paris: A Rainy Day' resmi. O resimde insanlar genelde ön sağ tarafta duran çifte dikkat ederler. Benim adamım ise ortada tek başına eli cebinde yürüyen adam. O kadar düşünceli ki, merak ediyorum nedir derdi diye. Acaba nereye gidiyor, ya da nereden geliyor. Gidiceği yerde onu ne bekliyor ki böyle düşünceli. Offf o da hep aklımda. Çözememek yoruyor beni ama merak etmekten alıkoyamıyorum kendimi bir türlü.
Tabii beni cezbeden bu iki insanda da neden şemsiye olduğu da ayrı bir soru. Şemsiye bir şeylerden korunma ihtiyacını hissettiriyor bana. Sanki onun altına saklanınca belki bir zarar gelmez. Hem kaplumbağanın evini sırtında taşıdığı gibi şemsiye de her an elimizin altında taşıyabiliceğimiz bir şey. Korunmak, ıslanmamak, yanmamak için....
İki resminde empresyonist olması gerçeği de var ama bunun nedenini pek çözemedim. Demek ki seviyorum ben onları. Monet, Caillebotte olsun, Renoir, Degas, Pisarro olsun. Müzikte de yine empreyonistler, Debussy ve Satie....
Bişi var onlarda, hem ruhuma iyi geliyor, hem de içine çekiyor.....

0 Comments:
Post a Comment